İçeriğe geç

Menü

Anasayfa
SiyasetCumhurbaşkanlığı
Bakanlıklar
TBMMSiyasi PartilerGenel Merkezİl / İlçe Başkanlıkları
KamuKamu KurumlarıMülki İdareValiliklerKaymakamlıklar
Güvenlik
STKToplum ve YaşamSivil Toplum Kuruluşları
Yerel YönetimlerBüyükşehir ve İllerİlçelerBelediyeMuhtar
Yerel
Marmara
Ege
Akdeniz
İç Anadolu
Karadeniz
Doğu Anadolu
Güneydoğu Anadolu
Ankara Ankara Rehber Gündem
DünyaNATOUluslararası KuruluşlarBirleşmiş MilletlerAvrupa Birliği
Politika Ekonomi
SporFutbolBasketbolVoleybolHentbolGüreşAtletizmTenisYüzmeMotor SporlarıDövüş Sporları / BoksE-SporAmatör SporEngelli Sporları / Paralimpik
Künye Abonelik Video TV Özel Haber Tanıtım
  • Dolar 49,3498 ▲ %0,18
  • Euro 55,4004 • %0,00
  • Sterlin 65,3464 ▼ %0,05
  • Gram Altın 6.622,47 ▲ %1,17
  • Çeyrek Altın 10.701,86 • %0,00
  • Gümüş 95,37 ▲ %1,72
  • Bitcoin 4.047.089 ▼ %0,80
  • BIST 100 12.213,58 ▲ %0,75

Gündem

Cemil'i unut, Rejim'e bak

Bundan böyle nesiller boyu, 7 Ekim 2026 günü yaptığı utanç verici konuşma ve kendi kendini aşağılatarak yakasına taktırdığı "ampul rozeti" ile hatırlanacak olan "Kimsesizlerin Cemil", zaten hak ettiği kadar "dayak" yemiş bulunuyor.

Bazı insanlar ve kurumlar vardır ki, kendi kendilerine verdikleri zarar, binlerce insanın toplanıp da verebileceğinden daha büyüktür. "İzmirli Dönüşük Cemil" de bunların tarihi örneklerinden biri olarak tarihin leş gibi "iltihap kokan" sayfalarından birine adını yazdırmıştır. Bundan sonrası, zaten kendi bileceği iştir. Zaten çökmüş, bitmiş, tükenmiş, raf ömrünü tamamlamış ve çıkış kapısının eşiğine doğru hızla yaklaşmakta olan bir rejimin kucağına böylesine "kendi kendisini aşağılayan bir biçimde oturmuş" birini daha uzun konuşmanın bir anlamı yoktur.

Tabii ki hem İzmirli seçmen, hem genelde seçimlerde kendilerine (anketlere güvenilerek) dayatılmış adaylara oy vermiş ve doğal bir hayal kırıklığı + ihanete uğramış muhalif halk kitlesi, hem de ciddi tarihi yanlışlara imza atmış ana muhalefet yöneticileri, kendi paylarına düşen yeniden değerlendirme ve özeleştirileri yapacaklardır.

Ancak bununla birlikte, rejimle mücadelenin bu son derece kritik dönemecinde, artık 2024 seçiminin "artçı sarsıntılarının" yarattığı bu ve buna benzer bir takım hayal kırıklıklarının girdabında debelenmekten de geri durmalıyız.

Olan olmuş ve "On yılların kalesi İzmir" Recep Bey Rejimi tarafından her türlü hile ve desise kullanılarak geçici olarak "fethedilmiş" gibi kendi kitlesine bir "zafer" olarak pazarlanacaktır. Bunun bir zafer mi aslında rejimin karakterini daha iyi göstermesi açısından bir "rezalet" ve bir "fiyasko" mu olduğu tartışmalıdır.

Bu noktadan sonra sonra yapılacak şey, son dönemde birbiri ardına patlayan ve rejimin daha hızlı çöküşünü beraberinde getirmesi kaçınılmaz olan büyük skandalların yaratacağı etkiye odaklanmaktır.

24 senedir bu ülkeye ve halka yaşattıkları bin türlü rahatsızlık ve acının arkasındaki şeyin sadece kötü yönetim olmadığını, bir yandan da iliklerine kadar sömürdükleri halkı giderek daha da yoksullaştırırken kendilerini olağanüstü boyutlarda semirttiklerinin en güçlü kanıtları, patlayan "rögar kapaklarından" fışkırmaktadır.

Devleti ele geçirmiş ve her türlü imkânlarını kullanarak, yargısını ve kolluğunu arkasına alarak yasa ve etik dışı uygulamalarla trilyonluk soygunlar yapan bu çeteleşmiş yapının "ahtapot" benzeri kolları bir bir ifşa olmaktadır. Bunun arkasında rejimin en tepesindeki isimlerin bizzat koruma ve kollamasının bulunduğu, artık saklanamaz hale gelmiştir.

Zaten tam da bu yüzden, şu yeni "Fon Hırsızlığı" meselesi ortaya çıktığı günden itibaren muhalefetin üzerindeki faşist baskılar da dozunu giderek arttırmaya başlamıştır. Rejim, hem muhalif belediyelere peşpeşe yapılan operasyonlarla "Bizden gözünüzü ayırın, asıl oraya bakın" gibilerden bir hedef saptırmaya kalkışmakta hem de kamuoyuna rejimin kirini gösteren her türlü bağımsız medya organı ve sosyal medyadaki sesleri bastırmak için amansız bir saldırı kampanyasına hız vermektedir. Yasaklar, erişim engelleri, gözaltı ve tutuklamalar adeta bir sağanağa dönüşmüştür.

Bu durum, artık "CHP'li ya da YENİ Partili belediye başkanlarınının başlarına gelenleri ya da bu bağlamda konuşulanları" tek tek büyüterek ele almayı değil, çürümesi giderek hızlanan rejime karşı topyekûn bir mücadeleyi nasıl örgütlemek gerektiğine odaklanmayı daha da acil kılmaktadır.

Bir yandan halkı "sandığın artık anlamı kalmadığı" duygusuna alışık hale getirmek isteyen iktidar, bir yandan da baskılara direniş kapasitesini törpülemenin çabası içinde görünmektedir.

Yapılması gereken, bu iki başlı çabayı da etkisiz kılmanın yollarını birlikte bulmak ve hayata geçirmektir. Daha açık söylemek gerekirse; bir yandan "sandığın, derhal halkın önüne getirilmesini" kaçırılmaz hale getirecek bir dalgayı kabartmak ve geldiğinde en güçlü katılımla rejimi kovalamaya odaklanmak, bir yandan da baskılara karşı direniş hattını daha da güçlendirmek aciliyet kazanmıştır.

Direnişi ve dayanışmayı sadece klavye başında yapmak gibi "zararlı alışkanlıkların" aşılması bu yönde atılacak önemli adımlardan biridir. Artık halk kitlelerine bire bir, yüz yüze erişerek onları hem dinlemenin, hem duymanın hem de örgütlemenin zamanı gelmiş geçmektedir. On milyonlarca rejim mağduru emekli ve emekçiye, ezilen sömürülen insanlara ulaşmanın ve seslerini birlikte duyurmanın yolu, sadece X ya da Instagram, Facebook vb.'den değil, onların bizzat içinde olmakla sağlanabilir.

Hukuksuz yere özgürlüklerinden mahrum bırakılmış onbinlerce insan cezaevlerinde yatarken, rejimin kolluk ve yargı gücü ile korkutulmak sindirilmek istenen muhalif güçlerin, sosyal medya yasaklarıyla kararlılıklarından bir adım bile geri atmaması, yılgınlığa kapılmaması bugün her zamankinden daha önemlidir.

Rejmin istediği zaten tam da budur.

İzmirli Çapsız Cemil'lerin, Topuğu Kırık Efe'lerin ya da kendini rejime pazarlamaktan zerre kadar utanmayan, üç kuruşluk menfaatı halkın çıkarlarına takas eden omurgasız unsurların eleştirisi zaten tarih önünde yapılmakta ve yapılacaktır.

Ama en son İzmir örneğinde olduğu gibi kişilere ve makamlara takılıp kalmadan, toplumsal muhalefetin yan yana gelerek kol kola girerek örgütlenmesini, bunların önüne koymak birinci önceliğimiz olmalıdır.

Rejim gitti gidecek.

Bu kaçınılmaz.

Götürecek olan da bizlerin akıllı ve soğukkanlı mücadelesi olacaktır.

Asla unutmamalı.

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…