Op. Dr. Zeliha Aksaz Şahbaz / CHP Parti Meclisi Üyesi
Önce Şanlıurfa’da okula yapılan silahlı saldırıda 16 canımız yaralandı. Bir gün sonra Kahramanmaraş’ta 1’i öğretmen 11 insanımızı kaybettik, 20 çocuğumuz yaralandı. İki ay önce Fatma Nur Çelik isimli öğretmenimiz “Can güvenliğimiz yok, sıradaki biz olabiliriz” diyerek uyarıda bulunmuştu; altı hafta önce kendisi de bir okul saldırısında hayatını kaybetti.
Eğitimde şiddet, toplumu etkisi altına alan şiddet sarmalından ayrı düşünülemez. Şiddet; kadına ve çocuğa şiddet, sokak hayvanlarına uygulanan şiddet, sağlıkta şiddet, işyerinde şiddet ve mobing, artan çeteleşme ve saldırılarla artık tüm toplum yaşamını tehdit eden büyük bir halk sağlığı sorununa dönüşmüştür.
Yoksulluk, ayrımcılık ve adaletsizlik, şiddeti doğrudan artıran etkenler olarak öne çıkmaktadır.
Toplumsal şiddetin en belirleyici kaynaklarından biri yapısal eşitsizliklerdir. Ekonomik eşitsizliğin derinleşmesi, bireylerin geleceğe ilişkin güvensizlik algısını artırmaktadır. Adalete erişimin önündeki engeller ve yargıya duyulan güvensizlik, cezasızlık algısını besleyerek şiddet eğilimini pekiştirmektedir. Baskıcı siyasal iktidar pratikleri boyun eğiciliği artırmakta, mağdurları sindirmekte ve şiddet uygulayıcılarını cesaretlendirmektedir. Demokratik hakları kısıtlayan politikalar ise şiddetin hem nedeni hem de aracı hâline gelmektedir. Medyadaki “biz ve onlar” söylemi, siyasi dildeki şiddet vurgusu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştiren çerçeveler de bu eğilimi güçlendirmektedir.
Yirmi yılı aşkın süredir uygulanan AKP iktidarının politikalarına baktığımızda, şiddeti önleyen değil, adeta destekleyen pratiklerin hayata geçirildiğini görüyoruz. Halka değil yandaşa kaynak aktaran uygulamalar nedeniyle toplumda artan ekonomik ve sosyal eşitsizlikler, milyonlarca vatandaşımızın içine sürüklendiği derin yoksulluk ve umutsuzluk, adalet mekanizmalarının işlememesi ve cezasızlık algısı, uygulanan şiddet politikaları ve şiddet söylemleri, ötekileştirme, eğitimdeki eşitsizlikler maalesef şiddeti artıran uygulamalar olmuştur.
Eğitimde şiddetle sarsıldığımız bu günlerde AKP’nin uyguladığı eğitim politikalarında yine büyük bir sorumsuzlukla karşı karşıyayız. Kindar ve dindar nesiller yetiştirmeyi kendine düstur edinmiş AKP’nin saray rejimi tarafından nitelikli, ücretsiz, bilimsel ve kamusal eğitim yerine paralı, eşitsiz, piyasacı bir eğitim sistemi dayatıldı. Bin öğrencinin üzerinde büyük okullar, kalabalık sınıflar, güvencesiz öğretmenler, psikologsuz, sosyal hizmet uzmanısız okullar bu iktidarın tercihleridir. Binlerce okulda rehber öğretmen bile yoktur. Toplumdaki ağır yoksullukla birlikte çocuklar okula aç gelmekte, bir öğün okul yemeğinden mahrum bırakılarak açlığa mahkum edilmektedir.
Ekonomik, siyasi, kültürel ve bireysel boyutları olan bu çok katmanlı olgu, yalnızca güvenlikçi tedbirlerle değil; sosyal, ekonomik ve hukuki bütünlüklü politikalarla çözülebilir.
Toplumu saran şiddet olgusuna karşı kapsamlı ve çok boyutlu önlemler acil bir zorunluluktur. Her şeyden önce güncel bir ulusal şiddet veri tabanı oluşturulmalı; kadına, çocuğa, siyasal ve kurumsal şiddete ilişkin veriler ayrı ayrı izlenmeli ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Eğitim sistemi, şiddetin önlenmesini hedefleyen değerler eğitimini kapsamalıdır. Hukuk sistemi caydırıcılığını yeniden kazanmalı, yargıya duyulan güven onarılmalıdır. Uyuşturucu ve madde bağımlılığıyla mücadelede erişimi engelleme politikaları hayata geçirilmelidir. Bireysel silahlanmanın önüne geçilmelidir.
Toplumun en savunmasız kesimleri olan kadınlar, çocuklar, gençler, yoksul bireyler ve aileler, yaşlı ve engelliler ile azınlıklar ve göçmenlerin güçlendirilmesi temel bir strateji olarak benimsenmeli; mevcut eşitlik birimlerinin bu alandaki çalışmaları hız kazanmalıdır. Yerel yönetimler bünyesindeki sağlık ve sosyal hizmet birimleri, şiddete sıfır tolerans politikasının uygulama merkezi hâline getirilmelidir.
Eğitimdeki şiddeti engellemek için de somut adımlar atılması gerekmektedir. Özel okullara kaynak aktarmaktan vazgeçilmeli, kamusal, ücretsiz, nitelikli ve bilimsel eğitim esas alınmalıdır. Kamu okullarının yükü Okul Aile Birlikleri üzerinden ailelere bırakılmamalı, okulun çalışanlar dahil tüm ihtiyaçları kamu tarafından karşılanmalıdır.
Kontrol edilmesi güç, kalabalık okullar yerine daha az öğrencili okullar, az mevcutlu sınıflar planlanmalıdır. Okullarda güvenlik görevlisinin yanı sıra sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve sağlık görevlisi görev yapmalı; akran zorbalığı önlenmeli, risk altındaki çocuklar erken tespit edilerek bütünlüklü biçimde ele alınmalı ve müdahale edilmelidir.
Tüm bu saydığımız eşitsizlikleri ve şiddeti yaratan ve besleyen uygulamaların mimarı olan AKP’nin saray iktidarından bir beklentimiz yoktur. Bunun için acil olarak politik değişime ihtiyaç vardır. Şiddete karşı sıfır tolerans, eşitsizliklerin ortadan kaldırıldığı kamucu bir ekonomik sistem ve demokratik bir toplum, adalet duygusunu güçlendiren sosyal hukuk devleti şiddeti önlemede olmazsa olmazdır. Bunu sağlayacak olan da iktidar değişimi ile birlikte kurulacak halkçı bir iktidardır.


Bir yanıt yazın